ÖZ HAKİKİ 29KARAKTER

Merhaba, ben "feysbuk" da hiç Can Yücel şiiri paylaşmamış adam. Bunlar da sürreal noktalarım. (...)

Dünya Tiyatro Gününüz Kutlu Olsun

Dünyanın tek ve en büyük uluslararası tiyatro birliği, “International Theatre Institute” ismiyle UNSECO marifetiyle kurulan bir kuruluştur.

Bu gün de onların marifeti.

Zamanında Arvi Kimivaa’nın aklıyla -Biraz da kuzey memleketlerin böyle günlere bayılması vesilesiyle- ortaya çıkmış ve kabul görmüştür.

Aslında tek amacı tiyatroya karşı biraz daha farkındalık yaratmaktır. Uluslararası bildirge onlarca dile çevrilir, 27 Mart günü oyunlardan önce okunur, gazetelerde yayınlanır, insanlara okutulur, duyurulur.

Asıl amaç tiyatro ve sahne sanatlarında emek verenin, verilenin kıymetinin bilinmesi, bir araya getirilimesidir. Sanat namına yapılacak her türlü paylaşımın, besin kaynağı tecrübe ve bilgi olan bu iş için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyabilmektir. Zira adına “ilham” ya da “yaratıcılık” denen şey aklını beslediğin kadar kendini gösterir.

Benim ülkemde ise sanat ve ticari kaygı arasındaki çizgi çok bulanık olduğundan durum neredeyse acınacak halde.

Sanat eserlerinin çalınması çok ayrı bir konu. Bundan bahsetmiyorum. Asıl değinmeye çalıştığım nokta, eser yaratımındaki yorumlama süreçlerinde yavan kalan insanların,  iddialı olmaktan yersizce kaçınmaları, kendilerini daralmış alanlarından çıkarmamaları, dahası durumu düzeltmenin tek yolunun paylaşım olduğunu görememeleridir.

Yaratıcılık, insanın paylaştıkları ve aldıklarıyla doğru orantılıdır. Bir eserin yaratımında elindeki malzemeler sadece anıların, konuştukların, konuştukları, yaptıkların, yaptıkları, ettiklerin ve ettikleridir.

En büyük sorun ise bazı kimselerin bu paylaşımda olma halinin bir sonu olduğunu düşünebilmesidir. “Ben oldumculuk” da tam bu noktada devreye girer.

Oysa “Sahne egosu” gerçek hayatta hiç bir işe yaramaz.

Sanatın genişlemesinin tek yolunun paylaşım olduğunu unutmadan, duygularınıza bağırıp çağıran her şeye açık gönlünüzce bir tiyatrolar günü diliyorum.

Hiç Merak Etmeyenler İçin 13 Adımda Hayatımdaki Gelişmeler

- Merhaba.

- Marmara üniversitesinde yönettiğim oyun perdelerini Altunizade kültür merkezinde açtı.

- 30 Mart Cuma günü ise Metris cezaevinde oynuyoruz.

- Tiyatro festivalleri için başvurular yapıldı, beklemedeyiz.

- 1. Sınıflar ise eğitim oyunu provalarına bu hafta başladılar.

- İşler güzel, karnım tok, bahar da geldi gibi. Benden iyisi yok.

- Uzun süredir oyun izleyemedim. Öğrenciler derste tirat oynayınca bile içim gidiyor.

- Dolu kadın diye bir şey olmadığını fark ettim. Acımız büyük.

- Geceler tam içmelik oldu gibime geliyor.

- Ofiste “400 liroğa berşkağtan akkapı altum su geçiriyo” diye söylenen kadınların, halini yemeklerinden kıl çıkınca görün. Çok eğlenceliler.

- Müzik ne güzel. Hele baharda.

- Lisede bizim grupla yaptığımız bestelerin kayıtlarını buldum geçen. Attım mp3 e dönüp dönüp dinliyorum.

- Biraz daha aranje yapsak, ne mükemmel olurlarmış meğer.

Haydi İstiklal’e

Gercek Hayatta Hic Bir Ise Yaramayan Sanatsal Denemeler

  • Iste bir sonraki blog projem bu.

  • Hep merak ederdim telefonle naasil olur deyu. Cok da zor degilmis.

  • Insan hayatta kalmak icin hayattan kopuyor bazen. Iste tam o an ne yaptiginin farkina varmak cok garip bir tecrube.

  • Yillardar yazdigim her seyde imla ve noktalamaya takigimdir. Ama telefon klavyesiyle ugrasilmiyor pek.

  • Virgulleri atliyorum.

  • “kari” tabirini gayet samimi ve guclu buluyorum. Kadinlarin bunu anlamalari icin her turlu tartismaya girdim ve girerim.

  • Hayati cok sevmiyorum. Kendisinden umutluyum.

Popüler Olanın Kalitesi Üzerine Lüzumsuz Asabiyetler

Var böyle bir durum.

Yıllardır sürer gider. “Popüler olan kaliteli midir, değil midir?” tartışması. Ciddi anlamda 50 farklı yerden yaklaşabildiğimiz için olaya, içinden çıkılmaz bir haldedir bu ikilem.

Şimdi zevkler ve renklerin tartışılabilir şeyler olduğuna inanan biriyim. Zira öyle olmasaydı sanat teoremlerinden hiç biri ortaya çıkmaz, sanatın teorik varlığı önemsiz hale gelir, herkes, önündeki ürünlerden ne anlıyorsa sanat onun için o olurdu.

Eğer biz bir resmin, bir oyunun, bir şarkının, kitabın daha iyi olmasını sağlamak adına teoremler, fikirler üretiyorsak ve bunlar pozitif bilimlerce doğrulanıyor, işe yaradığı kanıtlanıyorsa, demek ki sanatın “iyisi, kötüsü” olur. Dolayısıyla zevkler ve renkler de gayet tartışılabilir.

Peki popüler olan kaliteli midir, kalitesiz mi?

Bu sorunun paradoks haline gelmiş olmasının sebebi, sorunun yorumlanış biçimidir. Zira bu soru ile birlikte direk kitle beğenisi kalitenin belirleyicisi konumuna geliyor.

Yani alıcı kitlenin niteliği değil, niceliği önem kazanıyor.

Bu durumda da örneğin bir şarkı yaptıysanız, iki seçenekle baş başa kalıyorsunuz. Tercih edeceğiniz kitle 10 kişiden oluşan ancak müzikten gerçekten anlayan, hatta bu işin eğitimini almış, belkide ekmeğini buradan kazanan bir kitleye hitap edebilir ya da müzikle alakası olup olmadığı belirlenemeyecek, içerisinde duygusal bağlılık dışında şarkıyla hiç bir bağlantı kuramayabilecek, bu sebeple de sadakatine güvenlemeyecek çok daha kalabalık bir kitlenin eline kalabilirsiniz.

Tam bu noktada da sanatçının manevi tatmin olgusu işin içine girer.

İkilemi destekleyen diğer unsur da budur.

Zevkleri ve renkleri tartışamayacağınız bir kitle ile karşı karşıya kaldığınızda, “Ben kaliteli müzik yapıyorum” diyemezsiniz zira bunu kanıtlayamazsınız.

Popüler olanın kaliteli olmadığı görüşü 1-0 öne geçmiş olur. Çünkü onun görüşlerini kanıtlayabileceği birer otorite, ölçülebilir bir kitlesi vardır. Oysa popüler olanın onu çok seven bir sürü insanı vardır.

Bir sürü seveni olmak, çok sevilebilir olduğunuza delalettir. Çok iyi bir insan olduğunuza değil.

Bizim ülkemizde popüler olanın otoritelerce kalitesiz kabul edilmesinin sebebi “yeni”ye bağımlılığımızdır. Gerçi dünyada da büyük ölçüde trend artık bu yöndedir ancak biz de olay çok değişik boyutlarda.

Bir çocuğun her gördüğü renkli objeyi alıp oynamak istemesi gibi, biz de her süslü akıma kapılıp gidiyoruz.

Popüler olan kalitesizdir demiyorum, ama olmayanın kendini gerçekleyebileceğine inanıyorum.

O sırada dünyada. 9GAG

O sırada dünyada. 9GAG

Bu şiiri çiçek kafaya armağan ediyorum… :( Bence hepimiz siktir olup gidelim bak adam neler yazmış :(

Bu şiiri çiçek kafaya armağan ediyorum… :( Bence hepimiz siktir olup gidelim bak adam neler yazmış :(

Mavi göğe değil de,

Elemine vurgunum.

Raks gecenin adeti değil,

Vermutların vücudu olsa.

Er yüreğime doldururum.

Sanata dair pazarlama olumsuzlukları.

Sanat pazarlanabilir bir şeydir.

Öncelikle bu yazıyı okuyan herkesin bunu bilmesini isterim.

Sanat, tıpkı diğer tüm işler gibi emek harcanan, ter dökülen, başka insanların yararına harcanın zamanın içinde olduğu, stresin yaşanabildiği ve en önemlisi bunlar karşılığında, tüm işlerde olduğu gibi para kazanılabilecek, ürün veren bir meslektir.

Sinema, tiyatro, edebiyat, dans, müzik, resim, fotoğraf… hangi sanat ile karşılaşıyor olursanız olun.

Mesele sizi “eğlendirmek” değildir. Ufkunuzu genişletebilmek, dikkatinizi çektiği noktada size bir şeyler anlatabilmek, anlık da olsa sizi, size farkettirebilmektir mesele. Elbette sulu zırtlak bir bel altı komedisinden ulvi hayat sırları çıkmayabilir ancak komedya tarihini bilenler için sanılanın aksine çok derinlikli bir görüş bulunabilir örneğin.

Tam da bu yüzden sanatçının dilenci olduğu metaforu düşer bilinçaltımıza.

Hayatımızın -maalesef ki- tümüne uyguladığımız; “kişi bana ulaşsın, çok seversem ben ona ulaşırım” durumu sanatın algısında çok çabuk devreye girmektedir. Zira sanat estetik kaygısını ortasına almış şekilde çalışır. Doğal olarak merkezinde insan beğenisini kazanmak, ilgisini çekmek vardır.

Ya da kısaca “Bir dakikanızı rica edebilir miyim?” der size.

Bunun dezavantajı, bir çok sanatçının kendine fırsat yaratmak adına, gönüllü ve/veya ücretsiz etkinliklerde, tekrar tekrar sanatseverlerle buluşmaya çalışması durumudur. Sanatçı bunları yaparken, ismini duyurma kaygısı taşır. Kimisi bunu sanatçının ölümsüzlüğü istemesi ile de karıştırabilir. Çok benzer bir durum olsa da bu konumda bahsedileni karşılamaz bu. Zira o anda sanatçı yapıtının, ürününün arzulanmasını ister. Bu sayede faturalarını ödeyebilecektir.

Sanatın kimin malı olduğuna dair bir çok argüman vardır. Bunlardan en radikal kabul edileni sanatın asla sanatçıya ait olamayacağı görüşüdür.

Buna göre sanatın her yaratımı bir ya da bir kaç esinlenmenin harmanlanmış bir dışavurumudur. Bu sebeple yaratan kişi sadece başka imgeleri bir araya getirmekten ileri gidememiştir. Asıl ürün sahibi bu imgelerin sahibidir.

Tabi bu esin kaynaklarının en gerisinde “doğa” olduğu için aslında sanat sadece doğanın malıdır.

Ancak bu argümanda gözden kaçan nokta, yaratıcılığın en önemli kısımları olan, bir araya getirme ve yorumlama süreçlerinde sanatçının rolüdür. Bu sebepledir ki sanatçı emeğe sahip olandır.

Değinmek istediğim nokta sanata para vermeyi reddeden, bir ürün ortaya koymadığını düşünen kitlenin, haksızlık yaptığına yönelik bir çıkarımdır.

Tiyatroya, resimlere, fotoğraflara, müziğe, heykellere para verilebilir. Kişi ruhunu okşamak için ihtiyacı olmayan şeyleri almayı bile meşru görürken, aklına yönelik bir hitabeti göz ardı edemez, etmemelidir.

Naber genşler?

Naber genşler?

Hayır yani ölürsünüz falan diye…

Hayır yani ölürsünüz falan diye…

Tek Satırlık Film Eleştirileri :Benny & Joon

—Bazen “mal olmak” da işe yarayabilir.

Twist & Shout (Death Metal cover)